Eskiden kuşaklar arasında çatışma olurdu. Lakin şimdi her şey ışık
hızında değiştiği ve geliştiği için çatışma savaşa dönüştü. Kuşaklar arası fark
her geçen gün daha çok açılıyor. Annem “Küçülmüş giysileri ince uzun katlayıp
bebek diye onlarla oynardık.” diye anlatıyor. Ablamın kolu, bacağı oynamayan, plastikten
bir bebeği varmış. Ben Cindy bebekleri ucundan yakalamış bir kuşağın
çocuğuyum. Şimdiki çocuklar saçlarını
kendilerinin takıp çıkardığı LOL bebeklerle, giysi dizayn edebildikleri tasarım
setleriyle, moda atölyeleriyle oynuyorlar. Bizim sadece üzerindeki elbisesiyle
satılan bir tanecik bebeğimiz olurdu. Şimdi yanında gardırobuyla satılan Barbie
bebekler var. Bununla da bitmiyor. “Barbie”nin evini, bisikletini, arabasını
hatta karavanını bile üretmişler. Ben karavanın ne olduğunu ortaokulda
öğrenmiştim. “Barbie”nin doğuran köpeğini gördüğüm an, benim de leyleklerin de
bittiği andı. Pokemonlarla büyüyen çocuklarla çok sorun yaşamamıştık mesela. Sonra
Ben-10 kuşağına maruz kaldık.
Kuşaklar arası farkın bundan sonra asla kapanmayacağını Ben-10 kuşağıyla
öngörmüştüm zaten. Lakin bu kadar büyüyeceğini tahmin edememiştim doğrusu. Şirinlerle
büyüdük biz yahu! Rol modelimiz, sürekli yardımlaşma, dayanışma içerisinde
yaşayan, daima iyi şeyler yapan, çalışkan, iyi huylu, mutlu, neşeli, sevimli;
en önemlisi saygılı mavi yaratıklardı. Biz de iyi bir çocuk olursak “Şirinler”i
göreceğimize inanan saf ve temiz çocuklardık. Şimdiki nesil vurdulu kırdılı, bol
aksiyonlu, şiddet hatta dehşet içerikli, süper güçlere sahip acayip
kahramanları olan -tanımlayacak kelime bulamadığım- şeyler izliyorlar. Bu
nedenle nesiller ışık hızında değişiyor, agresif oluyor, dahası ele avuca
sığmıyor.
Ben aynı benim, eski öğrencilerime davrandığım gibi davranamıyorum
yeni nesle. Ama şimdiki nesil akıllı telefon kuşağı üstelik. Adamlar sürekli
internette. Her şeyden haberdarlar, her şeyi biliyorlar; hiçbir şeyden
korkmuyor, dahası hiçbir şeyle kandırılamıyorlar. “Disipline gitmek” diye bir
korku vardı mesela bizim zamanımızda yüreklerimize salınmış. Hatta orada kamp
kurmuş. Tüm ortaokul ve lise hayatımda kimse disipline gitmedi. Biz disipline
gitmekten ölümüne korkardık. Çünkü disiplinin ne olduğunu bile bilmiyorduk.
Disipline gidersek neler olabileceğini, disiplin denen şeyin nerede
bulunduğunu, orada karşımıza kimlerin ya da neyin çıkacağını… Bilmemenin
verdiği ürkütücülükle, geçtim bir suç işlemeyi, hata yapmaktan, yaramazlık
yapmaktan, saygısızlık yapmaktan kaçınırdık. Ben disiplinin, bir müdür
yardımcısı ile iki öğretmenden oluşan bir kurul olduğunu öğretmenliğe
başladığımda öğrendim. Şimdi neredeyse haftada bir toplanıyor disiplin kurulu.
Öğrencilerin korkusu yok. Disiplinin ne olduğunu bilmelerinin ötesinde;
disiplin kurulunda kimler var, yönetmelik ne, hangi suça ne ceza alırlar, bu
cezalar nasıl ve ne zaman kalkar hepsinden haberleri var. Şimdi bu çocuğu
öğretmenler neyle disipline etsin?
Gençlerin her şeyi bilmesinden kaynaklı sorunlar bir yana, artık
veliler de değişti. Bizim velilerimiz bizi kurbanlık dana gibi eti sizin,
kemiği benim şeklinde taksim ederek teslim ettiler okula. O esnada kafamda uyanan
deli sorular hala aklımda: Nasıl yani, beni kesecekler mi, nasıl bir taksim bu,
bari yarı yarıya eşit paylaşsalar, bunca yıllık aileme neden sadece kemiklerim
kalıyor da daha adını bile bilmediğim adamlar etleri alma lüksüne sahip oluyor,
Kurban Bayramı’nı beklerler mi acaba? Şimdiki veliler, neredeyse çocukların
saçlarından doğal yollarla dökülen kılları isteyecekler bizden.
Disiplin kuruluna çağrılıyor veliler. Yüzlerde gülücükler, son derece
mutlu, memnun. Çocuğunun davranışından gururlanan veliler gördüm kurulda. Sanırsın
disiplin kuruluna değil ödül törenine gelmiş. Ağzı kulaklarında çocuğunun
okuldan nasıl kaçtığını, sonra nasıl kavgaya karıştığını anlatıyor. “Elindeki
bardağı geçirmiş arkadaşının kafasına”. Gurur duyarak anlattığı şeyin bir tık
üstü taammüden adam öldürmeye teşebbüs. “Sonra da o kızgınlıkla devirmiş
masayı.” Susturmasak, abla: “Göster oğlum hocalarına …” durumuna bağlayacak. Anneye
bak, demekten alamıyorum kendimi. Ben disipline gitsem annem hayatta kurula
çıkmama izin vermezdi. Önce bana helvamı yaptırır, tüm mahalleye dağıttırır,
bulaşıklarını da yine bana yıkatır, konu komşuya, hocanın “Merhumu nasıl
bilirdiniz?” sorusunu cevaplamak kalırdı sadece.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder