11 Haziran 2024 Salı

ŞAŞKIN KÜÇÜK KIZ

Bir çocuk şarkısı vardır. Belki bilirsiniz. Bir önceki gün oynamaya gelmemesinden endişe duyan arkadaşlarının “Küçük kız, küçük kız söyle bize neredeydin? Dün sabah bekledik oynamaya gelmedin.” sorusuyla başlayan. İşte benim çocukluğum o şarkıdaki küçük kızın bebeğine hayıflanmakla geçti. Zira küçük kızın cevabı benim için içler acısı hatta tam bir travmaydı. Cevabında; sarı saçlı, uzanınca gözünü kapatıp, oturunca açabilen dünyalar güzeli oyuncak bebeğinin elinden düşüp, kırıldığını söylüyordu çünkü.

Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi çeşit çeşit oyuncaklar, Barbie, Cindy bebekler, uçan, koşan, hoplayan, zıplayan robotlar, türlü türlü legolar vs. yoktu. Kısıtlı sayıda olanları da almak için herksin ekonomik gücü yoktu. Genel itibariyle plastikten imal edilmiş çok işlevi olmayan arabalar, tabancalar ve herhangi bir yeri oynama yeteneğinden yoksun ya da en iyi ihtimalle kolları ve bacakları takılıp çıkarılabilen, saçsız bebeklerle oynardık biz. Daha doğrusu kafasında plastikten saç gibi şekillendirilmiş çıkıntılar olan, rengi hiçbir insan ırkında kategorize edilemeyecek derecede saçma bir pembeyle gülkurusu arası bir bebekle… Plastikten saçı yetersiz bulmuş olmalılar ki bir de kafasının önüne şu an tam olarak tanımlayamayacağım yapay kürk ya da onun gibi bir malzemeden kesilmiş ince bir şerit toplu iğnelerle tutturulmuştu. Üzerinde kıyafet olarak da yine toplu iğnelerle tutturulmuş bir parça kumaş vardı. Al sana bebek. Üstelik bunları dahi bulamayanlar azımsanmayacak kadar çoktu. Ben şanslı çocuklardandım. Sadece ailenin değil, sülalenin en küçüğü olma avantajını yaşıyordum. Herkes bana oyuncak alıyordu. Ama dediğim gibi hepsi de basit plastik oyuncaklar. Yine plastikten olup ancak üzerinde örgüden kat kat kabarık bir elbise olan bebekler vardı. Onlar bile lükstü. 

Ütopik bir şeydi o bebek bizim için. Upuzun sarı saçları vardı. Plastik değil, et bebek tabir ettiğimiz günümüzde tüm bebeklerin üretildiği o malzemeden üretilmişti. O zamanlar et bebek derdik biz onlara. Televizyonda gördüğümüz saçlı, gözlerini açıp kapatabilen, büyük bebekler ise her daim hayallerimizi süslüyordu.  Ben ve arkadaşlarım böyle bir bebeğin hayalini kurarken o şaşkın küçük kız hem böyle bir bebeğe sahipti hem de o güzelim bebeği düşürüp kırmıştı. Hayatımın belki de ilk kıskançlığı, ilk kızgınlığı, ilk gerçek üzüntüsü bu küçük kız ve bebeğiyle ilgili oldu.

Şarkıyı ilk duyduğum andan itibaren benim için çok bilinmeyenli bir probleme dönüşmüştü adeta. Birincisi bebeği ona kim ve nereden almıştı? Büyüklüğü ne kadardı? Arkadaşlarının oynamasına izin veriyor muydu? Elinden nasıl düşürmüştü? Evde düşse kırılmazdı, o zaman dışarı mı çıkarmıştı? Böyle bir bebeği neden dışarı çıkarıyordu ki? Nasıl kırılmıştı? Yapıştırılamaz mıydı? Bebek tamircisi diye bir şey yok muydu?  

Tüm bu sorulara günlerce, haftalarca, belki aylarca maruz kalan ablam da hayatının ilk büyük hatasını yapmıştı muhakkak o şarkıyı bana öğreterek. Ama suç bende değil, suç o şaşkın küçük kızda. Bir bebeğe sahip olamayacaksan niye çıkarıyorsun ki dışarıya?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder