16 Mart 2024 Cumartesi

ÇATIŞMADAN KUŞAK SAVAŞINA

 

Eskiden kuşaklar arasında çatışma olurdu. Lakin şimdi her şey ışık hızında değiştiği ve geliştiği için çatışma savaşa dönüştü. Kuşaklar arası fark her geçen gün daha çok açılıyor. Annem “Küçülmüş giysileri ince uzun katlayıp bebek diye onlarla oynardık.” diye anlatıyor. Ablamın kolu, bacağı oynamayan, plastikten bir bebeği varmış. Ben Cindy bebekleri ucundan yakalamış bir kuşağın çocuğuyum.  Şimdiki çocuklar saçlarını kendilerinin takıp çıkardığı LOL bebeklerle, giysi dizayn edebildikleri tasarım setleriyle, moda atölyeleriyle oynuyorlar. Bizim sadece üzerindeki elbisesiyle satılan bir tanecik bebeğimiz olurdu. Şimdi yanında gardırobuyla satılan Barbie bebekler var. Bununla da bitmiyor. “Barbie”nin evini, bisikletini, arabasını hatta karavanını bile üretmişler. Ben karavanın ne olduğunu ortaokulda öğrenmiştim. “Barbie”nin doğuran köpeğini gördüğüm an, benim de leyleklerin de bittiği andı. Pokemonlarla büyüyen çocuklarla çok sorun yaşamamıştık mesela. Sonra Ben-10 kuşağına maruz kaldık.

Kuşaklar arası farkın bundan sonra asla kapanmayacağını Ben-10 kuşağıyla öngörmüştüm zaten. Lakin bu kadar büyüyeceğini tahmin edememiştim doğrusu. Şirinlerle büyüdük biz yahu! Rol modelimiz, sürekli yardımlaşma, dayanışma içerisinde yaşayan, daima iyi şeyler yapan, çalışkan, iyi huylu, mutlu, neşeli, sevimli; en önemlisi saygılı mavi yaratıklardı. Biz de iyi bir çocuk olursak “Şirinler”i göreceğimize inanan saf ve temiz çocuklardık. Şimdiki nesil vurdulu kırdılı, bol aksiyonlu, şiddet hatta dehşet içerikli, süper güçlere sahip acayip kahramanları olan -tanımlayacak kelime bulamadığım- şeyler izliyorlar. Bu nedenle nesiller ışık hızında değişiyor, agresif oluyor, dahası ele avuca sığmıyor.

Ben aynı benim, eski öğrencilerime davrandığım gibi davranamıyorum yeni nesle. Ama şimdiki nesil akıllı telefon kuşağı üstelik. Adamlar sürekli internette. Her şeyden haberdarlar, her şeyi biliyorlar; hiçbir şeyden korkmuyor, dahası hiçbir şeyle kandırılamıyorlar. “Disipline gitmek” diye bir korku vardı mesela bizim zamanımızda yüreklerimize salınmış. Hatta orada kamp kurmuş. Tüm ortaokul ve lise hayatımda kimse disipline gitmedi. Biz disipline gitmekten ölümüne korkardık. Çünkü disiplinin ne olduğunu bile bilmiyorduk. Disipline gidersek neler olabileceğini, disiplin denen şeyin nerede bulunduğunu, orada karşımıza kimlerin ya da neyin çıkacağını… Bilmemenin verdiği ürkütücülükle, geçtim bir suç işlemeyi, hata yapmaktan, yaramazlık yapmaktan, saygısızlık yapmaktan kaçınırdık. Ben disiplinin, bir müdür yardımcısı ile iki öğretmenden oluşan bir kurul olduğunu öğretmenliğe başladığımda öğrendim. Şimdi neredeyse haftada bir toplanıyor disiplin kurulu. Öğrencilerin korkusu yok. Disiplinin ne olduğunu bilmelerinin ötesinde; disiplin kurulunda kimler var, yönetmelik ne, hangi suça ne ceza alırlar, bu cezalar nasıl ve ne zaman kalkar hepsinden haberleri var. Şimdi bu çocuğu öğretmenler neyle disipline etsin?

Gençlerin her şeyi bilmesinden kaynaklı sorunlar bir yana, artık veliler de değişti. Bizim velilerimiz bizi kurbanlık dana gibi eti sizin, kemiği benim şeklinde taksim ederek teslim ettiler okula. O esnada kafamda uyanan deli sorular hala aklımda: Nasıl yani, beni kesecekler mi, nasıl bir taksim bu, bari yarı yarıya eşit paylaşsalar, bunca yıllık aileme neden sadece kemiklerim kalıyor da daha adını bile bilmediğim adamlar etleri alma lüksüne sahip oluyor, Kurban Bayramı’nı beklerler mi acaba? Şimdiki veliler, neredeyse çocukların saçlarından doğal yollarla dökülen kılları isteyecekler bizden.

Disiplin kuruluna çağrılıyor veliler. Yüzlerde gülücükler, son derece mutlu, memnun. Çocuğunun davranışından gururlanan veliler gördüm kurulda. Sanırsın disiplin kuruluna değil ödül törenine gelmiş. Ağzı kulaklarında çocuğunun okuldan nasıl kaçtığını, sonra nasıl kavgaya karıştığını anlatıyor. “Elindeki bardağı geçirmiş arkadaşının kafasına”. Gurur duyarak anlattığı şeyin bir tık üstü taammüden adam öldürmeye teşebbüs. “Sonra da o kızgınlıkla devirmiş masayı.” Susturmasak, abla: “Göster oğlum hocalarına …” durumuna bağlayacak. Anneye bak, demekten alamıyorum kendimi. Ben disipline gitsem annem hayatta kurula çıkmama izin vermezdi. Önce bana helvamı yaptırır, tüm mahalleye dağıttırır, bulaşıklarını da yine bana yıkatır, konu komşuya, hocanın “Merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusunu cevaplamak kalırdı sadece.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder