23 Haziran 2017 Cuma

ÖLÜMLÜK KLİŞELER IV


MATBAA OSMANLI’YA GEÇ GİRDİĞİ İÇİN GERİ KALDIK!

            Matbaa Osmanlı’ya geç girdiği için insanlar kitaplara kolayca ulaşamadı. Bu nedenle okuyamadılar. Okuyamadıkları için geri kaldılar. Şimdi buraya günümüz mesajlaşma sisteminin vazgeçilmezi haline gelen bir “gülen yüz emotion” ı iyi giderdi. Matbaa biraz erken girseydi iyiymiş o zaman…

Ne demiş atalarımız çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır. Merak etmeyin ben kendimize sadece iğne batıracağım. Çuvaldız yerinde kalsın… Kitap okuma konusunda 2009 yılında yapılmış bir araştırmanın muhteşem sonuçlarını duymayan yoktur sanırım ama ben yine de hatırlatayım istedim. “Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor.”

Hadi Osmanlı’ya matbaa geç girdi ve insanlar kitaplara ulaşamadığı için okuyamıyordu ya biz? Yeterince kitap mı yok? Kitaplara mı ulaşamıyoruz? Yoksa çok mu pahalı? Öncelikle günümüzde bir sürü yayınevi mevcut… Her yıl sayısız kitap basılıyor. Sonra günümüz teknolojisinde e kitap denilen ve bilgisayar ortamında kitap okuma şansı sunan bir fırsat var.  Kitap alımı bütçelerini zorlayan kişilerin yararlanabileceği cüzi bir ücretle kitap ödünç veren kırtasiyeler… Kullanılmış ucuz kitap temin edebileceğimiz sahaflar… Hatta öyle ki ülkemizde ucuz kitap üreten korsan tabir ettiğimiz bir sektör bile mevcut. Her şeye rağmen kitap alamayanlar içinse binlerce kütüphane… TÜİK’in 2015 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de toplam kaç kütüphane olduğunu biliyor musunuz?

Osmanlı’ya dönelim… Matbaanın geç gelişi hususunda, birincisi yaygın kanının aksine ilk matbaa 1727’de değil, 1493’te İstanbul’da hizmete girmiştir. Yahudiler tarafından kurulan bu matbaayı 1567’de Ermenilerin kurduğu bir matbaa takip etmiş, Rumlar ise 1627’de ilk matbaalarını kurmuşlardır. Osmanlı’ya 1727’de giren matbaa ilk matbaa değil ilk Türk matbaasıdır. Matbaada basılan ilk kitap Vankulu Lugatı olup, 1729’da 1000 adet basılmıştır. İlk Türk matbaasını kuran İbrahim Müteferrika yaşadığı süre boyunca 17 çeşit kitap basmış ve ilk iki kitap 1000, üçüncüsü 1200 ancak diğerleri 500 adet basılmıştır. Nedeni ise halkın ilgisizliği yani kitapların satılmamasıdır. Zira Müteferrika öldüğünde evinin bodrumunda çürümeye mahkum binlerce cilt kitap bulunmuştur. Yıllarca Osmanlı’ya matbaanın neden geç geldiği tartışıldı ve geri kalma nedeni matbaanın geç gelişine bağlandı. Düşününce belki de tartışılması gereken asıl sorun “Matbaa gelmiş de nolmuş?” sorusu olmalıdır ya da Türkiye’de tam 29 bin 522 kütüphane var da ne oluyor?

Evet, n’oldu? Kitap okumama nedenlerimizi alayım. Yoksa bahanelerimizi mi demeliyim?

31 Mayıs 2017 Çarşamba

ÖLÜMLÜK KLİŞELER III


OSMANLI KÖTÜ YÖNETİLDİĞİ İÇİN YIKILDI

            I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında giren Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşı kazanamadığı için yıkıldığı ve yıkılışta da en önemli faktörün kötü yönetilmesi olduğu klişesine ne demeli… Oysaki söz konusu olan durum devletin yıkılması değil, monarşi rejiminin miadını doldurmasıdır. Nasıl mı?

            Tarih boyunca her çağın bir özelliği olmuştur. Medeniyetler yerlerinde saymamış çağın gereklerine göre sürekli olarak yönetimsel, toplumsal hatta dinsel anlamda bir sürü değişim yaşanmıştır. Tabiat kuvvetlerine, güneşe, aya tapan insanlar önce topluluklar halinde yaşamaya başlamış, sonra köyler kurulmuş derken ilk devletler oluşmuştur, tek tanrılı dinlerle birlikte... Örneğin İlkçağ monarşilerin çağı olmuştur ve semavi dinlerin... Toplumlarda sınıf sistemi oluşmuştur mesela… Bir dönem kölelik yaygınlaşmıştır, aristokrasi doğmuştur. Sonra özgürlük ve eşitlik düşüncesi hakim olmuştur tüm dünyaya…19. yüzyıl ise monarşilerin sonunu getiren, yerlerini meşrutiyet ya da cumhuriyet idarelerine bırakan bir yüzyıldır.

            Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı da tam olarak hanedan egemenliğine dayalı bir yönetim şekli olan monarşinin son bulmasıdır aslında… Tıpkı diğer monarşiler gibi… Fransa tarihi boyunca krallıktan cumhuriyete, cumhuriyetten imparatorluğa ve imparatorluktan tekrar cumhuriyete geçmiştir örneğin… Rusya’da monarşi, Osmanlı ile eş zamanlı son bulmuştur tıpkı Avusturya Macaristan ve Alman İmparatorluğu’nda olduğu gibi… I. Dünya Savaşı tüm hanedanlıkların sonunu getirmiştir kısacası… Almanya’da Hohenzollern, Avusturya’da Habsburg, Rusya’da Romanov, bizde ise Osmanlı Hanedanı…  Almanya’da rejim değişikliği olarak anlatılır bu durum. Avustrurya- Macaristan İmparatorluğu ise Avusturya ve Macaristan olarak parçalanmıştır. Fransa tarihi boyunca Fransa olarak kalabilmeyi başarmıştır. İngiltere sembolik krallığı ile meşrutiyetini hala korumaktadır. Rusya’da çarlık rejimi yıkılarak yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasıdır olay… Kötü yönetildiği için yıkılan tek devlet Osmanlı’dır yani… Daha doğrusu öyle anlatılan…

30 Nisan 2017 Pazar

ÖLÜMLÜK KLİŞELER II


NE TÜR BİR HAYRANLIK???

            Cumhuriyet tarihimizde bir de Alman hayranlığı klişesi vardır ki tadından yenmez. Alman hayranlığı deyince akıllarda ne tür bir hayranlık uyandığı sorusu her zaman merakımı celp etmiştir. Benim aklıma daima sarı saçlı, mavi gözlü Alman ırkı gelmiştir mesela… Kuvvetle muhtemel İttihat ve Terakki olaya savaş teknikleri ve silah teknolojisi boyutunda bakmıştır ama… Alman hayranlığı kısmına sonra değinelim. Ondan önce biz nasıl ittifak gurubunda yer aldık ona bakalım.

            Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı başladığında ilk olarak tarafsızlığını ilan etmekle beraber, böyle bir savaşın dışında kalamayacağının farkına vararak müttefik arayışına başlamış ve bu süreçte çaldığı ilk kapı itilaf gurubu olmuştur. İtilaf gurubu Osmanlı Devleti’ni yanında savaşa sokmak istememiş ve Osmanlı’nın tarafsız kalmasını bildirmiştir. Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi Osmanlı’nın kendilerine maddi anlamda yük olacağını düşünmeleri, ikincisi ise Rusya’nın Osmanlı üzerindeki tarihi emelleri… Müttefiklerinin toprak almak istediği bir devleti yanlarında savaşa sokmaları uygun olmazdı sanırım. Savaş sonunda birlikte omuz omuza çarpıştıkları Osmanlı’ya “Kardeş, emeğine sağlık ama biz seni biraz paylaşacağız” demek çok profesyonelce gelmiyor kulağa... En başta politik bir tabir değil.

Şimdi şöyle bir soru gelebilir akıllara… O zaman neden tarafsız kalmadı? İtilaf gurubunun tarafsız kalmasını istemesi karşısında Osmanlı bir teklifte bulunmuştur. Kapitülasyonları kaldırın ve tarafsız kalalım. Lakin bu durum İngiltere’nin işine gelmemiş ve Osmanlı’nın teklifi reddedilmiştir. Bu noktada hala Osmanlı neden itilaf gurubunda savaşa girmedi ya da niye tarafsız kalmadı diyenlere, durumla ilgili olarak ünlü bir politikacımızın bir zamanlar söylediği sözleri söylemek istiyorum: “ Isparta’da Oxford vardı da biz mi okumadık?”

             İttifak gurubuna gelince… Osmanlı velev ki Alman hayranlığı dolayısıyla savaşa girdi ki bu yersiz bir hayranlık da olmazdı zira Almanya I. Dünya Savaşı’ndan önce silah sanayisini oldukça geliştirmiş, siyasal birliğini kurmayı başarmış dahası Sedan Savaşı’nda Fransa’yı yenilgiye uğratmış kısacası güçlü bir devletti. Ayrıca savaş başladığında taraflar arasında savaşın ilerleyen zamanlarında ortaya çıkan orantısız güç henüz yoktu. Bir cenahta İngiltere, Rusya ve Fransa, diğer cenahta ise Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya bulunuyordu. İtalya’nın tarafsızlığını ilan edip sonra taraf değiştireceğini, savaş esnasında bir sürü gizli antlaşma yapılıp itilaf gurubunun yanına müttefikler çekeceğini, en önemlisi de ABD’nin savaşa girerek savaşın kaderini değiştireceğini üzgünüm ama o tarihte hiç kimse öngöremezdi. Küçük bir hatırlatma:  I. Dünya Savaşı, bir dünya savaşı olarak başlamamıştır. 19. Yüzyılda yapılan tüm savaşlar gibi ittifak savaşları şeklinde başlamış, zaman içerisinde itilaf bloğu neredeyse tüm devletlerin katıldığı bir blok haline gelmiş ve savaş, dünya savaşına dönüşmüştür. Bilgilerinize…

23 Nisan 2017 Pazar

ÖLÜMLÜK KLİŞELER I


       Siz de I. Dünya Savaşı'nda Almanlar yenildiği için yenik sayıldık diyenlerden misiniz? :)

     Türk tarihinde nereden çıktığını ve nasıl kesin birer yargı haline dönüştüğünü bilmediğim klişeler mevcut. Üzerinde biraz düşününce ne derece yanlış olduğu kolayca anlaşılabilecek olan lakin ezberci tarih öğretimimiz sebebiyle sorgulamadan ezberlenen ve bu sebeple kuşaktan kuşağa aktarılan yanlış klişeler... İşte bunlardan biri...

I.DÜNYA SAVAŞI’NDA ALMANLAR YENİLDİĞİ İÇİN BİZ DE YENİK SAYILDIK

            Almanlar yenildiği için yenik sayılmak… Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi savunma mekanizması bu olmalı… Sözün bittiği yer. Bu sebeple mevzu üzerine çok bir şey söylemeyeceğim. Biri yenildiği için yenik sayılabilme durumunu açıklamak için önce olayın mantığını çözmem gerekiyor ki burası tam olarak mantığın da bittiği yer. Bu cümleyi ilk defa kimin kurduğunu merak etmekten alamıyorum kendimi… Yani bu fikrin babası kimdi? Dahası herkes hangi mantıkla bu düşüncenin peşinden gitti?O şahısla tanışmak isterdim. Benim aklıma tek bir isim geliyor: Eleanor H. Porter. Tanımayanlar için kısa bir bilgi: Zat-ı muhterem Pollyanna'nın yazarı olur. Yaşadığı tarihler de uygun... Kesin Anadolu'dan geçiyordu o günlerde... Koskoca yazar illaki devlet büyükleri tarafından misafir edilmiştir. Bu fikri o zaman ortaya atmış olabilir. Üzülmeyin aslında siz yenilmediniz, Almanlar yenildiği için siz de yenik sayıldınız. Hükmen mağlup gibi bir şey...
            Almanlar yenildi biz başarılıydık. Biz iyiydik Almanlar kötüydü. Biz iyi savaştık onlar yenildi. Bu mevzunun “Almanlar biz anlamayız” a kadar gitmesinden korktuğumdan mütevellit burada susuyorum.

            Sadece küçük bir hatırlatma… Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda Kanal, Kafkas, Irak, Suriye- Filistin, Hicaz-Yemen, Çanakkale, Galiçya, Romanya, Makedonya gibi pek çok cephede savaşmış ve bunlardan sadece Çanakkale Cephesi’nde başarılı olmuştur. İttifak bloğunun lehine olan savaşın kaderini ise ABD’nin savaşa katılması değiştirmiştir. Bilginize…