Sigarayı bırakamıyorum, bağımlıyım, çok denedim ama olmuyor, imkansız vs. diyenler bana hikaye anlatmayın. Sigara bağımlılığı da bir şey mi? Siz hiç emzik bağımlısı oldunuz mu? Üstelik bu bağımlılığınızdan cebren ve hile ile koparıldınız mı?
Füsun Genç… Ben bir bağımlıydım. Emzik bağımlısı… Tam beş yıl, dört ay, 23 gün emdim. Hayatımın en acı ve karanlık olayı kuzenimin doğduğu gün yaşandı. Takvimler 9 Mayıs’ı gösteriyordu. Oldum olası severim bebekleri. Amcamın kızı bebek almış dediler, sevinerek gittim. Dün gibi hatırlarım. Salon tıklım tıklım… Eniştemin tüm öğretmen arkadaşları bebeği görmeye gelmiş. İçlerinden biri bebeği alıp kundakladı. Hatta mumyaladı demek daha doğru. Zira teyze bebeği kundakladıktan sonra alayı kalem demeye başladı minyatür mumyaya. İyi de o bir bebek. Niye kalem gibi yaptınız? Bu nasıl bir mesleki deformasyon, bu nasıl bir kafa? Sonra elden ele dolaştırmaya başladılar. Hatta benim kucağıma bile verdiler. Beş yaşında dahası ağzında emzik olan küçücük bir veledin eline üç günlük bebeği verdikleri an anlamalıydım o güruhtan iyi bir şeyler çıkmayacağını.
Bebek kucağımda mutlu mesut otururken annem bebekle meşguliyetimden istifade edip emzik tutkum hususunda öğretmenlerle ittifak kurmuş olmalı ki bir anda kalem bebek unutuldu, mevzu benim emziğim oldu. Hatta bebek, koltuklardan birinin altındaydı en son. Hepsi başladı konuşmaya. Biri susuyor öbürü başlıyor. Damağımın parçalanmasından dişlerimin çarpık çıkmasına, konuşma bozukluğundan büyüyünce çok çirkin bir kız olacağıma hatta evde kalacağıma kadar gitti mevzu. Dişlerimin çarpık olmasını kim takar, evlenmeme daha bin asır var. Konuşma bozukluğuna gelince o dönem “r” harflerini söyleyemiyorum. Mütemadiyen Sayı dediğim bir soyadım var. Önüne gelen de soruyor, önce adımı sonra soyadımı. Sanırsın tüm konu komşu, eş dost, hısım akraba hatta yedi kat yabancılar bile mahalle muhtarı. Yaşım tutsa mahkemeye verip değiştireceğim, durum o kadar vahim. Daha da kötüsü başka bir kuzenimin soyadı Arı. Ne zaman soyadını söylesem bana neden ayı diyorsun diye arıza çıkarıyor lakin kendi de aynı dertten mustarip. “Ayı demiyoyum sana, Ayı diyoyum.” desem de ikna edemiyorum. Aramızda sürekli aynı diyalog geçiyor ve hepsi de küslükle sonuçlanıyor. Hayır, başka oynayacak kimse de yok, mecbur barışmak zorunda kalıyorum. Uzun lafın kısası konuşma bozukluğunda zaten zirveyim, daha kötü ne olabilir ki? Lakin damağın yarılma mevzusu biraz tırsmama neden olmuyor değil ama yine de vazgeçmiyorum.
Bakıyorlar olacak gibi değil yumuşak karnıma saplıyorlar oklarını. Ama kuzeninin emziği yok. Hadi ona ver. Alsın babası kardeşim, benim emziğe güvenip mi dünyaya getirdiler? Ama söyleyemiyorum tabi, mahcup çocuğum sonuçta. Öğretmen kıskacında kalmışım zaten. Ağzımdan girip burnumdan çıkıyorlar. Öğretmen milleti gıcık, kendimden biliyorum. Çocukları manipüle etme hususunda duayenler. Hatta bundan gizli bir zevk duyduklarını düşünüyorum. Her yolu deniyorlar. En son senin gibi cici bir kıza yakışmıyor kısmında yelkenler fora oluyor bende. Akşamın sonunda daha Kütahya’ya gelirken aldığımız, henüz altı yedi saattir emdiğim, çiçeği burnunda, şeffaf plastikten, açık mavi emziğim kuzenimin emziği oluyor.
O gece bitmiyor tabi benim için. Uyu uyuyabilirsen. Yok arkadaş… Emzik yoksa batsın bu dünyaya bağlayacağım mevzuyu ama o yaşlarda henüz parçayı bilmiyorum. Zor geçen bir gecenin sabahında evimize dönüyoruz. Her daim beni kollayan, koruyan, bana gizli saklı şekerler, bisküviler alan ablam, annemden aldığı “Tüm emzikleri yok et.” talimatına insafsızca uyuyor. Caaanım emziklerim çöp tenekesine giderken arkasından ağlayamıyorum bile, bildiğiniz kal geliyor. Sonra oyuncaklarımın arasında annem ve ablamın gazabından kurtulmuş, eski bir emzik buluyorum. Hemen hazinemi koruma altına almak için misafir odasına koşuyorum. Orası evin mabedi. En güvenilir yer. Ev halkının yılda birkaç kez ancak yolu düşüyor. Güvenli bir yer arıyorum ve kapaklı Kütahya çinisi misafir şekerliği bu iş için biçilmiş kaftan oluyor. Saklıyorum emziği içine. Saklıyorum dediysem koyuyorum. Zira şekerlik boş. Bayramdan bayrama doluyor.
Evdekilerin mutfakta, lavaboda, dışarıda vs olduğu zamanları gözlemeye başlıyorum, sigara molasına çıkacak tiryaki misali! Ev halkı ortalıkta olmadığında giriyorum odaya hemen bir iki fırt çekiyorum. Yok, yanlış oldu, bir iki dakika emiyorum ve çıkıyorum odadan. Annem benim kızım emziği bıraktı diye ortalarda gezinedursun ben bu şekilde tam iki ay emmeye devam ediyorum. Ta ki o meşum sabaha kadar. Planım tıkır tıkır işlerken bir tek ayrıntıyı hesap edemiyorum: Bayram temizliği!
Kullanmadıkları bir odayı hem de ilk sırada hangi akla hizmet temizlediklerine şu gün bile akıl sır erdiremediğimden olmalı… Tozunu almak üzere şekerliği açtıklarında emziğim kötü adamlarla karşı karşıya kalıyor ve ben onun için hiçbir şey yapamıyorum. Aaaaa burada emzik kalmış diye şaşkın bakışları arasında çöp tenekesini boyluyor benim caaanım emziğim ve işte ben o gün çocukluğumun ilk travmasını yaşıyorum. Hayatın ilk tokadını o gün yiyorum. Hayatımın en acı kaybını o gün yaşıyorum. 12 Ağustos bir bayram sabahı değil, benim için bir yas sabahı oluyor. O yıl emziksiz ilk bayramımı geçiriyorum. Elime tutuşturulan onca bayram harçlığımla annemler tarafından tembihli hain mahalle bakkalından bir tanecik bile emzik alamıyorum.
Sonra ne mi oluyor? Ne olsun? Hayat devam ediyor işte. Tatsız, tuzsuz, emziksiz… Günler birbirini kovalıyor. Ayaklarım ara ara misafir odasına gitse de, acı kaybım kafama dank edince burnumun direği sızlıyor ve sonra ben hayatın ilk acı dersini öğreniyorum: Zaman hakikaten her şeyin ilacıymış. Boşluğu dolmasa da unutamasa da alışıyormuş insan yokluğuna.
Ondan mütevellit kimse bana “Sigarayı bırakamıyorum.” demesin. Her alışkanlık bırakılabilir. Ne kadar uzun süre kullanılmış olursa olsun… Düşünün bir kere bir insan en erken kaç yaşında başlar sigaraya? 10, 12, 15? Mesela adam diyor ki “Elli yaşındayım, otuz yıldır içiyorum, nasıl bırakayım?” Ben emziği bıraktığımda doğduğum anda başlayıp, hayatım boyunca emmiştim oğlum. Kimse bana bağımlılıktan bahsetmesin.